Şu anda 275 firma ve 182 kategori bulunmaktadır
 
Tarihçe

Küçükçekmece kasabasının yerindeki en eski yerleşmenin arkeolojik izleri henüz bulunmamıştır. Fakat denizden ince bir kanalla ayrılan ve içine bazı akarsuların döküldüğü Küçükçekmece gölünün ilk insanların yaşamaları için gerekli vasıflara sahip olduğu bellidir. Gölün kuzey kıyısında, bir yer altı suyunun açtığı kabul edilen Yarımburgaz Mağarası 1870 ‘ den beri bir çok jeolog ve antropolog tarafından incelenerek, burada tarih öncesinde insanların yaşadığı ortaya konulmuştur.

Küçükçekmece, Byzantion’u batıya bağlayan yolun üzerinde bulunan bir menzil yeri olarak tarih içinde gelişme imkanı bulunmuştur.


Roma çağında Küçükçekmece kasabasının öncüsü Rhegium köyüdür. Burada genişçe bir yerleşmenin varlığı da göl çevresinde çeşitli yerlerde bulunan M.Ö.II.-M.S. II. Yüzyıllara ait kitabeler ve mezar stellerinden anlaşılmaktadır. Ne yazık ki bu kitabelerin hiçbirinde de yerin adı verilmemiştir. Roma devrinde imparatorluk yollarının mesafelerini gösteren Tabula Peutingeriana’da Byzantion’ un 12 mil ( = 18 km. ) batısında Regium işaretlenmiştir. Böylece gerçek adı Rhegion olan bu durak yerinin Roma devrinde bir kasaba olarak yaşadığı kesinlik kazanmaktadır.

Rhegion kasabası hakkında en etraflı bilgi VI. Yüzyıl yazarlarından Prokopios tarafından verilir. İmparator Justinianos’ un yaptırdığı veya ihya ettirdiği eserlerden bahsederken, onun şehrin dışındaki Strongylon denilen yuvarlak bir kaleden itibaren Rhegion’ a kadar olan arazinin yağışlarda bataklık haline geldiğini ve yolcuların büyük sıkıntı çektiklerini görerek, burada iri taş blokları ile kaplatarak daha kullanışlı biçime soktuğunu bildirir. Bu yol Rhegion’ a kadar iki arabanın rahatça geçebileceği genişliktedir. Göl ise denizden ince bir kara parçası ile ayrılmıştır.

VI. yüzyılda Myrina’ lı Agathias, Rhegion’ un İstanbul’ un bir limanı, bir demiryeri olduğunu bildirir.

İstanbul’un fethinden sonra, 1455’ de Fatih Sultan II. Mehmet Edirne’den dönerken, Rhegion köprüsünün de tamirini emretmiştir. Ayrıca yolu ıslah ettirdiği gibi, konaklama yerleri de yaptırmıştır. Böylece Rhegion yeniden Osmanlı İmparatorluğunun başkenti İstanbul’u Batıya bağlayan kervan yolunun üzerindeki menzil yerlerinden biri olarak önem kazanmıştır. Bu suretle burada bir Türk kasabası da doğmaya başlamıştır. Ancak, Türk kasabası, eski kalıntıların olduğu tepede değil, bu tepenin batı yamacında ve gölün kıyısındaki düzlükte yayılmış, yamacın üst kısımları ise mezarlık olmuştur. Türk devrinde buraya Çekme-i küçük, sonraları Küçükçekmece denilmiştir. Buradaki küçük terimi göl için değil köprü için geçerlidir. Çünkü Küçükçekmece gölü alanı bakımından Büyükçekmece gölünden daha büyüktür. Halbuki Büyükçekmece’ nin köprüsü berininkinden kıyaslanamayacak derecede uzundur. Çekme veya Çekmece terimi için ise birçok hipotezler olmakla beraber bunların hiçbiri kesinlikle inandırıcı değildir. Göle giren ve çıkan balıkları yakalamak için kanala konulan yukarı çekilerek açılan kafesli barajdan dolayı bu adın verildiği yolundaki hipotez şimdiki halde en inandırıcı gibi gözükendir. Batılılar ise bütün Osmanlı devri boyunca buraya İtalyanca olarak Ponte piccolo ( = Küçük Köprü ) şeklinde adlandırmayı tercih etmişlerdi.

Önemli bir sefer ve kervan yolunun üzerinde olduğundan Küçükçekmece ve köprüsü özel bir duruma sahip olmuştur. Bazı belgelerden, köprünün tamiri için burada 1498/99 dan itibaren altı kişilik devamlı ufak tamirler yapan ekibin bulundurulduğu anlaşılıyor. Köprü 1509 depreminde ve 1563 sel felaketinde zarar görmüş ise de derhal onarılmıştır. Ayrıca 1735/36 ve 1861/62 de de tamir görmüştür. Osmanlı devri içlerinde ticaret gemileri Büyük ve Küçükçekmece önlerinde demirleyip mal boşaltabiliyorlardı.

Küçükçekmece’ nin bir Türk kasabası olarak gelişmesinde en önemli katkısı olan şahıs Kanuni Sultan Süleyman devrinde bir yıl kadar Başdefterdar olan Abdüsselam Bey (veya Çelebi) dir. Göle bakan yamaç da bir cami, medrese ile bir zaviye imaret yaptırmış, oradaki pek çok mülkü bu hayır kuruluşlarına vakfetmiş ve 1526/27’ de öldüğünde de geniş bir bahçe içindeki zaviyesi yanına gömülerek, üstüne bir türbe yapılmıştır. Osmanlı devrinde Padişahlar, Bizans çağında olduğu gibi bu bölgede avlanıyorlardı. Bunun için Küçükçekmece yakınlarında bazı kasırlar ve köşkler yapılmıştır. Bunlar Harami deresinde, Halkalı’ da, Yeni Bosna’da, Florya’ da bulunuyordu. Gölün batı kıyısında ise Sultan köşkleri harabesi adında bir yer vardır.
XIX. yüzyıl başlarında Küçükçekmece dolaylarında Türk harp sanayi bakımından önemli bir tesisin kurulduğu görülür. 1699’ dan beri şimdiki Ataköy’ de eski İskender Çelebi bahçesi ve köşkü yarinde çalışan Baruthane’ ye ek olarak Küçükçekmece gölünün kuzey- doğusunda Büyük Azatlı Baruthanesi yapılmıştır1795/96’ da birkaç ay içinde yapımı bitirilen bu yeni baruthane için 1804’ de Şamlar köyü kuzeyinde güzel bir de bend yapılmıştır. XIX. Yüzyılın ilk olarak yarısı içinde birkaç defa genişletilen Azatlı baruthanesi 1877/78 Türk-Rus savaşı ile çalışmasını durdurmuştur.

XIX. Yüzyılda Küçükçekmece askeri bir önem kazanmıştır. Çünkü geçen yüzyılda Rus ordularının Rumeli ye yayılmaları ve İstanbul’u tehdit etmeleri ciddi bir tehlike halini almış bulunuyordu. O çağın strateji uzmanları tabii bir engel olarak gördükleri Çekmece’ lerden itibaren başlayarak bir savunma hattının İstanbul’ u kurtaracağına inanıyorlardı. Moltke ve Mackintosh gibi yabancı generaller bu görüşleri eserlerinde açıkça belirtirler.

XIX. yüzyıl ortalarında, 1853’de yüzbaşı G.Rhodes’ in gördüğü Küçükçekmece üç yüz kadar nüfuslu ve seksen evli bir kasabadır. Burada pek az sayıda Rum da yaşamaktadır. Kasabanın kesin çöküntüsü 1877/78 Türk-Rus savaşı ile olmuştur. Yeşilköy’e kadar ilerleyen Rus ordusu Küçükçekmece’ nin az doğusunda olan Kalatarya ( veya Galtaria) da karargahını kurmuş, bu arada söylentiye göre kasaba da yanmıştır. Ruslar sonraları karargahın yerinde, Küçükçekmece’ nin iki kilometre kadar güney- doğusunda 1894-1898 yılları arasında Rus üslubunda ve dev ölçüde bir anıt kilise yapmışlardır. 1914’ de yıktırılan bu anıtın bazı temel izleri yakın tarihlere kadar görülüyordu, şimdi ise burada Basın sitesi vardır.

Küçükçekmece yakınında geçen yüzyıl sonlarında Fransız sermayesi ile kurulan bir kibrit fabrikası da fazla verimli olmadığı için çalışmalarını durdurmuştur. Baruthaneyi takip eden bu fabrika, bu bölgedeki sanayi tesislerinin öncülerinden sayılabilir. Fakat Küçükçekmece kasabası artık günden güne sönmekte idi. Bunun başlıca sebepleri, geçen yüzyıl sonlarına doğru şöylece sıralanır:

1. Buradan geçen akınlar ve çevredeki asayişsizlik,

2. Gölün etrafındaki bataklıklardan kaynağını alan sıtma,

3. Ticaret yolunun değişmesi.

Gerçekten artık ticaret yolu denize kaymış ve İstanbul’ dan kalkan vapurların ilk iskelesi Tekirdağ’ı olmuştur. Tren yolu buradan geçirildiğinde ise artık Küçükçekmece ölmüştü. 1894 ‘ de İstanbul ‘ da büyük zararlara yol açan depremde kasaba harap olmuş, cami ile Rum kilisesi ve okulu yıkılmıştır. 1900 de burayı Yarımburgaz mağaralarını inceleyen R. Bousguet, Küçükçekmece’ yi sefil bir köy olarak görür. Türklerin bir cami ile bir türbeleri Rumların ise Hagios Georgios adına bir kiliseleri ile bir okulları vardır. Nüfusun yarısı Türk yarısı ise Hıristiyan dır. Küçükçekmece dolaylarında Aya Mama çiftliğinde 1847 de açılan Ziraat okulunun kısa süre sonra kapandığı fakat 1889 da Halkalı da daha genişletilmiş olarak yeniden kurulduğu da bilinir. Büyük yapılara sahip olan Halkalı Ziraat okulu Küçükçekmece çevresinin en eski Eğitim müessesesi olarak hala devam etmektedir.

Çekmece gölünün etrafında öteden beri pek çok çiftlikler vardı. Sahiplerinin adları ile tanınan bu çiftliklerden kuruluş itibariyle sonucu eski Baruthane arazisinin 1908 den sonra satılması ile Resne’li Niyazi Bey ailesinin mülkü olmuştur. Bugün bu çiftliklerin hemen hepsi ortadan kalkmış ve arazileri yerleşme yerleri olmuştur. Resne’li çiftliğinin büyük kagir köşkünün harabesi henüz durur. 1878 yılı Salnamesinde nüfusu 1824 kişi olan Küçükçekmece ilk Dünya savaşına kadar yarı Türk, yarı Rum halkı olan ufak bir kasaba iken 1912’ den itibaren nüfus dalgalanmalarına sahne olmuştur. Balkan savaşı ile buraya 1912 de Bulgaristan dan gelen göçmen Türkler yerleşmiş, 1923’ den sonra ise müdahale ile giden Rumların yerlerini Yunanistan dan gelen Türkler almıştır. 1928 de Küçükçekmece’ ye yerleşen küçük bir kazak topluluğunun gölde çok başarı ile havyar elde ettikleri bilinir. Sonraları bu topluluk buradan ayrılmıştır. 1953’ de ikinci bir dalga olarak Yunanistan ‘ dan yeni göçmenler gelmiş, bunu 1954 ‘de Yugoslavya ile Bulgaristan’dan gelenler takip etmiştir. Nihayet 1960 ‘da Kastamonu çevresi Ermenilerin buraya gelip yerleşenler olmuştur. 1955 ‘ de büyük Londra yolunun yapılması 1951 ‘de Sirkeci Halkalı banliyö hattının açılması Küçükçekmece’ nin gelişmesine yardımcı olmuştur. Önce Çatalca ‘ nın bir köyü iken 1908 ‘ de Bakırköy ilçesine bağlanan Küçükçekmece ‘ de 1956 ‘ da Belediye teşkilatı kurulmuştur. 1935 ‘de nüfusu 706, 1941 ‘ de ise ancak 780 olan Küçükçekmece, 1950’ den sonra büyük bir hızla gelişerek küçük bir şehir görüntüsü almıştır. Bugün Belediye sınırları içinde nüfusu 5900’ e ulaşmış bulunuyor.

Türk devri eserlerinden Çarşı Camii’ nin de esası Fatih devrine ait olarak kabul edilmektedir. Evliya Çelebi’ nin içten ahşap kubbeli olarak görüldüğü bu eser, 1809 ‘ da Sadrazam Yusuf Ziya Paşa tarafından yeniden yaptırılmış, 1894 depreminde kısmen yıkıldığından onarılmış, nihayet 1965 ‘ de genişleterek yeni bir minare inşa edilmiştir. Küçükçekmece ‘nin ikinci camii olan Tekke Camii, Defterdar Abdüsselam Bey tarafından yamaçta Medrese ve zaviye- imaret ile birlikte 1526’ a doğru yaptırılmıştır. Vakfiyesinde mimarisi hakkında bilgi olan bu eski eser ortadan kalkmış yerine 1967 ‘ de yeni bir cami yapılmıştır. Medrese ise büyük bir ihtimal ile Mimar Sinan tarafından yapılmıştı. Bugün bundan da bir iz yoktur. Abdüsselam Bey’in mezarı üstüne yapılan altıgen biçimli türbe, fazla bir sanat değeri olmayan basit kubbeli bir yapıdır. Bir vakitler etrafını güzel ve çok bakımlı bir bahçenin çevirdiği Abdüsselam kompleksinin orijinal yapısından bugün sadece klasik üsluba uygun, çok harap, kitabesiz bir çeşme kalmıştır. Avlu yapısı dışında ve duvara bitişik olan diğer büyük bir çeşme ise kitabesine göre 1795/96’ da yapılmıştır.

Küçükçekmece’ nin yakın çevresinde, bilhassa gölün etrafındaki kıyılarda bir çok eski kalıntı ve yapı izleri, mimari parçaları görülmektedir. Bugün gittikçe yoğunlaşan inşaat bu izleri hızla silmektedir. Altın Şehir ‘ de ve gölün kuzey ucunda iki Bizans devri sarnıcı olduğu gibi, batı kıyı da devri anlaşılmayan küçük bir kale harabesi vardır. Gölün doğusunda, Safra köyünde ise dış yüzleri silah kabartmaları ile süslü ilgi çekici bir ilk çağ lahdi bulunmuştur.

Gölün kuzey ucunda Altınşehir’e 1538/39 tarihli Kethüda Mustafa Ağa çeşmesi ise İstanbul’ un en eski kitabeli ve bir sanat varlığına sahip çeşmesi olarak özel değeri olan bir anıttır.

Bibliyografya: Etraflı bibliyografya, Küçükçekmece’ ye dair bir araştırmamızda bulunmamaktadır. Bkz .Semavi Eyice ,Tarihde Küçükçekmece, Güney-Doğu Avrupa Araştırmaları Dergisi 6 ( 1978 )

İLK İNSANIN TOPRAKLARINDA

İnsanoğlunun sonu yazılmamış yaradılış öyküsünde ,tarih öncesi döneme ait ,insanların yasadığı bir bölgenin yaşayanı olmak, belki de ayrıcalığımız...

1838'den günümüze dek bir çok jeolog ve antropolog tarafından yapılan incelemeler sonucu, İlçemiz sınırları içinde yer alan YARIMBURGAZ MAĞARALARI'nda, tarih öncesi insanların yaşadıkları ortaya çıkarılmıştır.

Çeşitli inceleme ve araştırmalarda görüldüğü gibi, insanoğlu yaşamını idame ettirmek için: deniz, göl ya da ormanlık alanları tercih etmiştir. Küçükçekmece Gölü'nün çevresi de bunlardan birisidir. Üstelik göl, deniz ile denizden kıyı boyunca taşınan kum ve çakılların meydana getirdiği sığ bir dil ile ayrılmaktadır.Bu dil. doğu uçunda gölün ayağı olan ince bir kanal ile kesintiye uğrar ve gölün içine bazı akarsular dökülür. Göl, genel morfolojik yapısı nedeniyle tam ve tipik bir lagün gölüdür. Bu da gösteriyor ki, Küçükçekmece Gölü, etrafında "ilk insanların" yaşamaları için gerekli koşullara sahiptir.

E Memboury'nin: Kücükçekmece've egemen tepede. bazı eski tarihsel döneme ait taşlar ve izler görmesi üzerine. 1838 yılında bir kazı yapılmasına

karar verilen "Rnegion"do elde edilen bulgular, jeolog ve anîropoloolari heyecanlandırmış, bu bölgede günümüze kadar bir çok inceleme ve kazı gerçekleştirilmiştir.

1938 yılında "Türk Tarih Kurumu'' adı altında "İstanbul Arkeoloji Müzesî" Müdürü Aziz Ogan." başkanlığında kazılar yapılmış, daha sonra 1940 yılında tekrar başlayan kazılara 1948'e kadar devam edilerek. bir çok eser çıkarılmıştır. Hatta 1941 yılında yapılan bir kazıda. Arif Soğuksu'nun çittiiğinde 6 adet "stel" (kitabe) bulunmuş. etrafı tahkimatla çevrili bir Bizans kompleksi ortaya çıkarılmıştır.

1963-1964 yılları arasında yapılan araştırmalar sonrasında da yapılan kazılarda; bölgede çakmak taşı aletleri, kemik bizler ile kara mat perdahlı ve çizgi süslemeli çanak-çömlek parçaları, el değirmeni taşları gibi "Kolkolotik eşyalar" bulunmuştur.

Yarımburgaz Mağaraları ve çevresindeki "aşağı paleolitik" kazı buluntuları ve fosil artıklarının varlığı, "pleistosen" devrine ait olduğu ve "neolitik çağ"

izleri, kazılarda ortaya çıkmıştır.

Bu nedenledir ki Küçükçekmece İlçesi, M.Ö. 500-600 yıl öncesine kadar dayanan tarihi geçmişi ile belki de dünyanın en eski yerleşim bölgelerinden biridir.

İstanbul ve California Üniversiteleri'nin (Berkeley) işbirliğiyle 1988 yaz aylarında gerçekleştirilen çalışmalar, önceki araştırmaların sonuçlarım doğrulamış

ve Yarımburgaz'ın ülkemizde de (şimdiye kadar bilinen) EN ESKİ YERLEŞİM YERİ olduğunu bir kere daha kanıtlamıştır.

Stratejik konumu nedeniyle de AVRUPA KITASININ YERLEŞİMİNDE DE BİR GÖREV GÖRMÜŞ OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNDÜRMEKTEDİR.

 

KÜÇÜKÇEKMECE ADI NEREDEN GELİYOR?

Küçükçekmece adinin kaynağı konusunda, tarihçiler arasında değişik görüşler mevcuttur. Hakkı Raif Ayyıldız bir yazısında; bölgenin Küçükçekmece adını almasını şöyle anlatmaktadır:

"Batağa gayet kalın kazıklar çakılmış ve aralarına halatlar gerilmiştir. Yolcular büyük bir sala dolar, salcılar da salı çeke çeke kanalın öte yakasına yüzdürüp götürürlerdi; bunlardan ötürüdürki, iki gölün geçitlerine "Küçükçekmece" ve "Büyükçekmece" adları verilmiştir.

"Çekme" adı, bu bölgede olan çöküntülere bağlanmaktaysa da, gerçeğe en yakın varsayımın, göle giren balıkları tutmak için kanala konmuş olan ve yukarı çekilerek açılan kafesli setlerden dolayı verilmiş olduğu söylenebilir. Kaldı ki, eski Osmanlı Vakıf defterlerinde de bölge "Çekmek-i Küçük"olarak anılmaktadır.

Öte yandan "küçük" olarak adlandırılan göl, gerçekte "büyük" olarak adlandırılandan daha büyüktür. Adlandırmadaki bu terslik, göller üzerindeki köprülerin uzunluğuna da bağlanabilir.

 

BATHYNlUS'TAN RHEGİON'A KÜÇÜKÇEKMECE...

Bugünkü Küçükçekmece'nin bulunduğu yerde, yada bir bölümünde kurulmuş olan en eski yerleşimin, Bathonea olduğu sanılmaktadır. Roma İmparatorluğu'na bağlı bir mahalle olan Bathonea, yari tam olarak saptanmamış olsa da yapılan araştırmalar, Küçükçekmece sınırları içinde olduğunu göstermektedir.

Ancak Roma İmparatorluğu'nun dağılmasıyla Doğu Roma'nın merkezi olan Bizans'ın önemi gittikçe artar. Hıristiyanlığın saray tarafından da benimsenmesiyle, çevresi da gelişmeye başlar.

Bu süreçte, Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde Rhegion adlı bölge vardır. Rhegion'a ait en eski bilgilere, M.ÖII. Yüzyıla ait kaynaklarda rastlanmaktadır. Roma İmparatorluğu'nun en önemli yollarından biri olan Bizaqns'ı Avrupa'ya bağlayan Via Egnetia, Rhegion'dan geçerdi.

Rhagion, Bizans'ın doğal uğrak yeri olduğu gibi ticaret yeriydi de. Bizanslı yöneticiler, şehrin nüfus artışını engellemek ve güvenlik için batıdan gelen malları Rhegion'a indirip teslim alır, böylece gelenlerin şehre girmeleri engellenirdi. Bu nedenle Rhegion, (Trakia-Trakya)üzerinden Avrupa'ya bağlanan yolda önemli bir uçi rehşi konumuna gelmiştir."Via Egnatia" yani "Anayol, iki atlı arabanın rahatlıkla geçebileceği biçimde genişleterek, kaba taşla döşenmiştir. Keza, Bizans'a gelen elçiler ve savaştan dönen komutanlar, burada karşılanır ve ağırlanırdı.

VI. yüzyılda yaşayan Myrinalı Agothias, Rhegion'un bir liman, yani demirleme yeri olduğunu bildirmektedir. Bununla birlikte, Theodsisus'un 4368'de yayımlanan kanunlarından "Cordex Thodosianus"un bir tanesi de burada ilan edilmiş olmasından dolayı araştırmacılar, o çağlara aitbir yazlık sarayın burada inşa edilmiş olabileceğini düşünmektedirler.

Thephanes'e (752-818) göre, 557 ya da 558'de İstanbul'da olan deprem sonrası büyük bir yıkıma uğramış, üstelik burada bhulunan Aziz Stratonikos ve Kallinikaos kiliseleri yıkılmıştır.

IX. yüzyılda Bizans Kralı V. Leon devrinde (813-820) Rhegion, Bulgar Kralı Krum'un (803-814) sakdırısına uğrar. Bulgarlar, Bizans surlarına kadar gelirler. Yolları üzerindeki Rhegion'u yakıp yıkarlar. Ancak I.Basileios'un (867-886) başa gelmesiyle bu saldırılar sonbulmuş, I.Basileios kendi şahsi hazinesiyle şehri yeniden kurmuş, çökmek üzere olan Aziz(Hagios) Petros Kilisesi!ni temeline kadar yıkarak yaptırmış, Kallenikos Kilisesi'ni yaniden inşa etmiştir. Ayrıca tarihçiler, Küçükçekmece Köprüsü'nün de asıl yapısını I.Basileios'un yaptırdığını söylemektedirler. İmparator I.Basileios, sarayın günlük sıkıcı yaşamından uzaklaşmak için Rhegion'a gelip, her türlü hayvanın yaşadığı ormanda avlanıyordu da..Zaten I.Basileios'un 886'da ölümüne de, bu ormanda avlanırken iri boynuzlu bir geyik tarafından düşürülmesi sebep olmuştur.

X. yüzyılda Türklerin Rumeli'ye geçmelerine kadar Bulgar akımları devam etmiştir. XI. Yüzyılın sonlarında (1096-1230) Haçlı seferleri ve Peçenek akımları nedeniyle Rhegion zarar görmüştür.

XII. yüzyılda dördüncü Haçlı seferi ile Latin İmparatorlar dönemi başlayınca, Küçükçekmece ve yöresi de Latin İmparatorluğunun bir parçası oldu.Bizans İmparatorluğu'nun son dönemlerinde ise, dede ile torun iki Andronikoslar arasındaki iktidar mücadelesinde, Rhegion'un adının sıkca geçtiği görülmektedir.II. Andronikos 1327'de torunu ile bir uzlaşmaya varmak için Rhegion'a bazı adamlarını göndererek onun burada yargılanmasını istemiştir.Bu tarihi olay XI V, yüzyıl başlarında Rhegion'un henüz önemini korumakta olduğunu göstermektedir.

Nevar ki, kısa bir süre sonra Bizans İmparatorluğu'nun son yıllarında artık Rhegion önemsiz bir köyden ibaretti.Köprüsü ise iyice yıkılmıştır.

1452'de Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u almasından evvel Rhegion'da konakladıkları tarihçiler tarafından belirtilmektedir. Hatta aynı tarihlerde, Region'da yaşayan müslümanlar "Fatih" adıyla bir cami yapmışlardır. Fatih'in İstanbul'u almasının ardından, eski bir Rum köyü olan bölgeye Türkler yerleşmişler ve nüfusun yarısına yakınını oluşturmuşlardır.

Osmanlı için, yaşanan yüzyılın en önemli sefer ve kervan yolunu oluşturduğu için bölgenin gerçek yerleşimini bu dönemde gerçekleşti. Önce köprü onarıldı ve köy içine bir kervansaray yapıldı. Aynı zamanda gölün kenarına yerleşen Türkler, mezarlıklarını da yamacın üst kısmına yaptılar. Böylesine önemsenen Rhegion'un imarında ve gelişmesinde en büyükkatkıyı da burada yaşayan Kanuni Sultan Süleyman'ın başdefterdarlığını yapan Abdüsselam Çelebi'nin yaptığını araştırmacıların bulgularından anlıyoruz.Osmanlı egemenliğinin ilk yıllarında buraya her ne kadar "Çekme-i Sagir" dense de, ardından gelen süreçte "Çekme-i Küçük" kasabası olarak anılacaktır.

Osmanlı Döneminde yazılmış bir çok batılı kaynakta bu köprü, "Küçük Köprü" anlamında "Ponte Piccolo" adıyla geçer.

1509'da yaşanan aralıklı olarak 47 gün süren şiddetli bir deprem sonrası da büyük hasar gören Çekme-i Küçük'de bir çok insan bina altında kaldı. Bu deprem sonrası hasara uğrayan Küçükçekmece Köprüsünün tamiri için, bazı belgelere göre/1498/99) sürekli altı kişilik bir ekibin görev aldığı anlaşılmaktadır.

Kanuni Sultan Süleyman'ın başdefterdarlığını yapan Abdüsselam Çelebi'nin yaptığını araştırmacıların bulgularından anlıyoruz. Abdüsselam Çelebi Küçükçekmece'de bir medrese ile bir zaviye-imaret yaptırmıştır. Oradaki bazı mülklerini de bu kuruma vakfetmiştir. Zaten ölümünün ardından imaret ve medresenin yanına gömülmüş, mezarı üzerine bir türbe inşa edilmiştir.

XVI. XVII. yüzyıllarda Osmanlı Hanedanlığı da Bizanslılar gibi burada avlanıyorlardı.

Çekme-i Küçük'ü XVI.-XIX. yüzyıllarda Trakya üzerinden gelen yabancı seyyahların kitaplarında da bulmak mümkündür. Çünkü genellikle yabancı elçilik heyetleri burada karşılanır ve buradan uğurlanırdı.

1553'de buradan geçen H.DERNSCNWON, geceyi burada kagir bir handa geçirir. Dönüşünde de burada kalmıştır. Aynı yıllarda elçi A. Ghislen'de Busberg, Çekme-i Küçük'de önlerinde tutulan balıkları yediklerini yazmaktadır.

Çekme-i Küçük'e gelen ve burada konaklayan, izlenimlerini yazan başlıca elçi ve Seyyahlar şunlardır;

Joseph Von Lamberg, Niklas Jurischitz (Avusturya), H. Dernchvvam, A. Ghislen de Busberg (Almanya), Philippe du Fresne-Canaya (Fransı), J. Von Sinzerdorff, Hans Ludvving Von Kuefstein (Avusturya), Evliya Çelebi (Türk), A. Galland (Fransı), Dr. J. Covel,Lady Montagu (ingiltere).

Büyük Türk seyyahlarından Evliya Çelebi, 1657 yılında Çekme-i Küçük'ü anlatırken , Kalesinin çok harap olduğunu kasabanın altı yüz evli, bağların ve bahçelerinin bulunduğu bir yer olduğunu belirtir. Ayrıca gölün sularının da Tuna'dan geldiğini ve Tuna'ya mahsus morina, mersin ve çika balıklarından bahseder.

Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgedeki egemenliğinin arttığı bu dönemlerde Çekme-i Küçük, artık kenti koruyan ön karakol durumundan çıkmış, bu nedenle de kalesi onarılmamıştır. Fakat buna karşılık, kentin dışında "taşra"nın başlangıç sınırı olmuştur.

III.Selim ve II.Mahmut devrinde başlayan yenileşme akımı ile XIX. Yüzyılın başlarında özellik ordunun kendi ihtiyaçları için, Türk Harb sanayiinin en önemli tesisi olan Büyük Azatlı Baruthanesi, gölün kuzeydoğusunda kurulmuştur.Söz konuşu baruthane, XIX. yüzyılın sonlarına kadar da faaliyetini sürdürmüştür.

1828-30 kışında. II. Mahmut Türk-Rus savaşında Çekme-i Küçük'e bir buharlı gemiyle gelerek avlanmış ve Barutçubaşı Köşkü'nde gecelemiştir.

Bu güzel balıkçı sahil yerleşim yerinin kesin çöküntüsü 1877-78 savaşında olmuş, Yeşilköy'e kadar ilerleyen Rus ordusu, kasabanın doğusunda karargah kurmuş, bunun sonucu Çekme-i Küçük büyük hasar görmüştür.

Evet; tarihi boyunca çok önemli bir yerleşim yeri olan Çekme-i Küçük, aynı zamanda İstanbul'un başlangıcıdır da. Üstelik önemli bir harp sanayiini içinde

barındıran Çekme-i Küçük'te, XIX. yüzyıl sonlarında Fransız sermayesi ile bir kibrit fabrikası da kurulmuş, ancak istenilen verim alınamadığı için çalışmaları durdurulmuştur.

Osmanlı 'nın 1876 devlet yıllığında Çatalca Sancağı'na bağlı bir kaza merkezi olan Çekme-i Küçük, 1877'de kazanın çevresinde çıkan yangın sonrası,ağaçlarla dolu ormanlık alan yok olmuş ve nüfusu azalmaya başlamıştır.

1908'de Makriköy'e bağlı bir köy haline gelen Çekme-i Küçük. 1921de Balkan Savaşı sonrası 15-20 hane Bulgaristan göçmeninin gelmesiyle, 75-90 hanelik bir köy olmuştur. 1923'te Cumhuriyet'le birlikte mübadele ile giden Rumlar'ın yerine Yunanistan'dan gelen Türk/Müslüman göçmenler yerleşmiştir. 1928'de ise Rusya'dan göç eden küçük bir Kazak topluluğu gelmiştir. Bunların gölde çok başarılı havyar yetiştiriciliği yaptıkları bilinmektedir. Ancak daha sonra bu göçmenler buradan ayrılmıştır. 1935'de ikinci bir Yunanistan göç dalgası ile gelenleri, 1954'te Yugoslavya ile Bulgaristan'dan gelenler takip etmiş, ayrıca 1960'da Kastamonu ve çevresi Ermenileri'nden de buraya göçenler olmuştur.

 

CUMHURİYET ve KÜÇÜKÇEKMECE...

Küçükçekmece Gölü'nün ilginç bir o kadar da kendine has özelliklerinden birisi de;gölün çevresindeki meskun yerlerin,oranın çiftlik sahiplerinin adlarıyla anılmasıdır.

Eski Baruhane arazisi ,1908'den sonra satılarak,dönemin önemli politik önderlerinden Selanikli Resneli Niyazi Bey'in mülkü olmuştur.Arif Soğuksu'ya ait çiftliğin yeri,bugün de Soğuksu olarak anılır.Gölün karşısında Firuz Ağa' nın çiftliği bulunmaktaydı ve bu bölge de halen Firuzköy olarak anılmaktadır.

Ancak Türkiye,her geçen gün büyüyor,gelişiyor ve Mustafa Kemal Atatürk'ün çizdiği çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmak için hızla ilerliyordu.Özellikle 1950'den sonra yol yapım çalışmaları hızlanmış;İstanbul'u Avrupa'ya bağlayan gölün üstündeki ''tarihi köprü'' ağır yükleri taşıyamaz olmuştur.Londra Asfaltı,bugün ise e-5 denilen yol,Cennet Mahallesinden demiryoluna kadar,tepeyi yararak,kasabanın içine girmeden,kanal üzerindeki bir beton köprü ile bağlanmıştır.Yanında ki ikinci köprü 1980' de,üçüncüsü ise 1996'da yapılmıştır.

Tren yolu da 1951 yılına kadar Sirkeci-Halkalı hattında Küçükçekmece 'ye kadar çift hat olan raylar, sonraları tek hat olarak kullanıldı.2000 yılında ise çift hat halinde banliyö taşımacılığına başlanmıştır.

Nüfusu gün geçtikçe artan Küçükçekmece;1935 'de 706,1941'de 780 kişilik bir nüfusa sahipti.Dış göçlerin de etkisiyle bu sayı artarak,01.03.1956 yılında belde belediyesi oldu.1985 sayımında nüfusu 100 bini aştığı için,1986'da ilçe oldu.

Eskiden Küçükçekmece denildiğinde,sayfiye yeri akla gelirdi.En çok kasapları ve etleriyle meşhurdu.Hele deniz ile bağlantısı olan kanalın demiryolu kısmında mesire yerleri vardı ki,yazın yer bulmak hep sorun olurdu.

Sonuç olarak;Küçükçekmece,yaşanan tarih boyunca,sürekli önemli bir yerleşim yeri olmuştur.Ancak,19.yüzyılda yaşayan Rum tarihçi A.G. Paspotis' e göre,Küçükçekmece 'nin ana kervan yollarının ihmal edilişi ve gemilerin artık Tekirdağ'a uğramasıyla gelişmesi önemli oranda durmuştur.

Görülen odur ki,Küçükçekmece' nin gerilemesinde,eşkiyalık,sıtma ve ticaret yollarının değişmesi önemli etken olmuştur.Tren yolu buradan geçirildiğinde ise gelişmesi iyice yavaşlamıştır.Tarihçi Bausquet bu durumu, '' Lokomotif onu uyandıramadı Rhegion ebediyyen ölmüştür'' diyerek ifade etmiştir.

Oysa, ekonominin dengesizliğine rağmen, ilçemiz sınırları içinde sanayi-ticaret gelişmekte, Belediyenin tüm engellemelerine rağmen çarpık kentleşme hızla büyümektedir. 1970/80'li yıllarda Anadolu'dan ve Balkanlar'dan, ekonomik ve politik nedenlerle göç almasıyla nüfus hızla artmıştır. Gelinen nokta, bugün yaşadığımız Küçükçekmece olmuştur.

 

ÇOK ESKİ BİR YERLEŞİM YERİ OLARAK HALKALI

Küçükçekmece sınırları içerisinde yer alan Halkalı,Osmanlı döneminden önce bir Rum köyü olarak bilinmektedir.O zamanlar ''Halka Köyü'' olarak bilinen bu yerleşim birimlerinin bugün Altınşehir olarak bilinen bölgesinde bir çok tarihi bulguya rastlanmıştır.Yapılan çalışmalar sonrası, duvarları düzenli taş ve tuğladan örtülü bir sarnıcın içinde,Bizans çağına ait sütün başlığının ortaya çıkarılması,burada önemli bir yapının bulunduğunun kanıtı sayılmıştır.Sarnıçtan başka bazı kemer yıkıntıları da saptanmış,ayrıca Kantharos kabartmalı,çok yıpranmış durumdaki bir Bizans sütun başlığı da bulunmuştur.Daha önce yazımızda bahsettiğimiz Yarımburgaz Mağaraları da bölgede yapılan çalışmalar sonucu tarihi önemi ortaya çıkarılan eşsiz ve bir o kadar değerli bir hazinesidir bölgenin...

Tarihi,Paleotik çağa kadar uzanan bu bölgede bulunan,Yarımburgaz Mağaraları'ndan çıkan ve Tuna Suyu adı verilen kaynak suları,Bizans ve Osmanlı Döneminde şehrin su ihtiyacını karşılayan en önemli kaynak olmuşlardır.Halkalı sularının İstanbul'un en eski su tesisleri olduğu,ancak Bizans'ın son dönemlerinde şehre su getiren tesislerin tahrip edildiği bilinmektedir.

İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından su yolu yapımına başlanmışsa da Kanuni Sultan Süleyman ''Halkalı Suları''nın varlığını ve önemini keşfederek,1563 yılında bu kaynaklardan şehre su getirecek hazne ve su kemerleri yapımını hızlandırmıştır.

Yapımı 1453'ten 1755'e kadar süren ''halkalı Su Yolları'' on yedi adet olup,hepsi de menbaa sularıdır.Ne yazık ki,bunlardan sadece Gaziosmanpaşa civarına su taşıyan ''Kırkçeşme İsalesi'' halen çalışır durumda,diğer onaltı su yolu harap olmuş vaziyettedir..

Gölün kuzey uçunda Altınşehir'de 1538'de Kethüda Mustafa Ağa çeşmesi adıyla kurulan eser, İstanbul'un en eski kitabeli ve bir sanat değerine sahip çeşme olarak tarihsel mirasımız açısından özel bir yere sahiptir. Düzenli yontulup işlenmiş küfenki taşından yapılan çeşmenin çift renkli taşlardan bir kemeri ve çok zarif bir aynataşı vardır. Aynataşındaki lüle deliği ise çeşmeye ayrı bir güzellik vermektedir.,

Tarihçi Semavi Eyice. Küçükçekmece'de bulunan beş eski çeşmeden de "Tuna Suyu"nun aktığını bildirmektedir. Bu çeşmelerden en eskisi. Abdüsselam İmareti'nin sınırları içinde olanıdır. Düzenli işlenmiş küfeki taşından yapılan bu çeşmenin yazıtı yoktur. Harap olmasına rağmen, Osmanlı mimarisinin klasik tarzını yansıtır.

Abdüsselam İmareti'nin dış duvarlarının sokak tarafındaki yüzünde bulunan ikinci çeşme ise, uzun yazıtı ile dikkati çeker. Bu çeşme 1795-96 yılında yapılmıştır.

Ayazma sokağının başındaki çeşmenin yazıtı olmadığı gibi, çok onarım gördüğünden, belirli bir sanat karekteri de yoktur.

İstanbul Caddesi'nde ulu bir çınarın dibinde alanı süsleyen çeşme ise yazıtlıdır ve 1642-43 yıllarında yapılmıştır. Mimarisi bugün çok değişikliğe uğradığından herhangi bir güzelliğe sahip olmayan bu çeşme, yalnızca yaşlı ağaç dibindeki okşayıcı görüntüsüyle önem kazanır.

Küçükçekmece'nin beşinci çeşmesi, köprü başındaki yapılardan (han) birinin duvarına bitişiktir. Yazıtsız olan çeşmenin XV. Ya da XVII. yüzyıllara ait olduğu sanılmaktadır.

 

AZATLI BARUTHANESİ VE SAMLAR BENDİ

Baruthane Nazırı Mehmet Şerif Efendi'nin önerisiyle, Küçükçekmece'nin kuzeyinde ve göle 4 km uzaklıkta inşa edilen baruthane, tarihe Azatlı Baruthanesi diye geçmiştir. Yapımı bir kaç ayda bitirilen tesisin 1795-1796'da kurulduğu anlaşılmaktadır.1804 yılında ise Samlar Köyü'nün kuzeyinde bir debend yaptırılarak, buradan baruthneye bir kanalla su getirilmiştir. Baruthane, bir kaç kez onarım görmüş ve genişletilmiştir. 1935'te kapatılan Selanik Baruthanesi'ndeki teçhizat da buraya naktedilmiştir.

1877-78 Osmanlı-Rus savaşına kadar faaliyetini sürdüren baruthane, Ruslar tarafından tahrip edilmiştir.

Azatlı Baruthnesi tesislerinden bugün ancak büyük bir havuz ile hangar biçiminde bir yapının yıkıntıları görülür. Baruthaneye egemen yamaçta ise Resneliler Çiftliği'nin kagir köşkünün yıkıntısı yükselir.

Sazlıdere'nin en büyük kollarından birisi olan Samlar Deresi'nin üzerinde bulunan Samlar Bendi, II. Mahmut zamanında, 1826-1828 yılları arasında

yapılmıştır. Azadlı Baruthnesi'nin ihtiyacı olan suyun biriktirilmesi gerekçesiyle yaptırılan Samlar Bendi, 10.14 m yüksekliğinde, 12.22 m tepe ve 15.58 m taban genişliğindedir. İri blok taşlarla kemer-baraj tipinde yapılan Samlar Bendi'nin üstü sai taşlarıyla kaplanmış, hava taratma bir saçak eklenmiştir.

Sol sahilinde sulama tertibatı ve bir de değirmen bulunan bendin sağ sahilinde, bir serbest savak ve savak kanalı inşa edilmiştir. Önemli bir kısmı günümüze kadar ulaşan Samlar Bendi'nin Sazlıdere'yle bütünleştiği yerde Sazlıdere Barajı inşaa edilmektedir.

 

HALKALI ZİRAAT MEKTEBİ:

 

Padişahların da avlanmak için tercih ettiği kırlık ve koruluk bir alana sahip olan Halkalı'nın bir kısmı, 19.yüzyılın sonlarına doğru MısırlıHurşid Paşa'nın eşi Prenses Rukiye'ye tahsis edilmiştir. Hurşid Paşa'nın çifliği daha sonra, inşaatı 1889'da tamamlanan Halkalı Ziraat Mektebi'ni kurmak için satın alınmıştır.

1891 yılında Halkalı Ziraat ve Bayraktar Mektebi adıyla öğrenime başlayan okulun resmen açılışı 31 Ekim 1892'dir. İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy, bu okulun baytarlık bölümünün başarılı öğrencilerindendir. Baytar şubesinin 1895'te Kadırga'ya taşınmasından sonra okulun adı Halkalı Ziraat Mektebi olarak değiştirildi.

Rüştiye ve İdadi mezunların alındığı, 4 yıllık ve o döneme göre yüksek düzeyde bir mesleki eğitim kurumu olan Halkalı Ziraat mektebi, kuruluşundan günümüze kadar etkinliğini sürdürmüş önemli ve nadir bir öğretim kurumudur.

Uzun süredir sakin bir tarımsal bölge olarak varlığını sürdüren Halkalı yöresi 1950'lerden itibaren hızla başlayan sanayileşme ve yapılaşma hareketinden payını almış ve yoğunlaştığı Halkalı Bölgesi, etrafındaki İkitelli ve Habibler gibi yerleşimlerle birlikte önemli bir yerleşim ve sanayi merkezi niteliğindedir.

 

ZAFİRKÖY-SOFRANATİS-SOFRAKÖY-SAFRAKÖY-IŞIKLITEPE SEFAKÖY

 

Küçükçekmece İlçesi'nin en önemli yerleşim merkezlerinden, bugünkü adıyla Sefaköy' ün bilinen ilk adı '' Zafirköy'' dür.Gerçekte, ''Zafir'' kelimesinden kaynaklanan bu isim,bölgenin Rumların yerleşim yeri olarak kullanıldığı dönemde Sofranatis olarak değiştirilmiştir.

Osmanlı döneminde avlak olarak kullanılan bu bölgede birçok Osmanlı Padişahı ve erkanı avlandığı kaynaklar arasında yer almaktadır.Bir rivayete göre Sultan Hamid bir gün avlanırken,eşraftan Fehim Efendi'nin konuğu olmuş.Fehim Efendi'nin kendisini ağırlamak için kurduğu sofra padişah tarafından çok beğenilmiş.Bunun üzerine Sofranatis isminin zaten değiştirilmesi gerektiğini,bu vesile ile hem de eski ismine benzerliği açısından bölgeye Sofraköy adını vermiştir.

Sofranatis köyünün,Sofraköy olarak değiştirilmesinden sonra halk arasında bu ismin zamanla Safraköy olarak değişime uğradığı tespit edilmiştir.Cumhuriyet döneminde,''sofraköy'2 kayıtlara yanlışlıkla ''Safraköy'' olarak geçirilmiştir.

1970'li yılların başında ''Safraköy'' isminin oldukça kaba olduğunu düşünen dönemin yeni yöneticileri bu ismin değiştirilmesi talebinde bulunmuşlardır.Bu bölgeye Işıktepe isminin değiştirilmesi talebinde bulunmuşlardır.Bu bölgeye Işıktepe ismi verilmesi yönünde girişimde bulunan yöneticilerden yanıt:''Bu ismin değiştirilmesi için,gerek sivil ve gerekse askeri haritalarda değişiklik yapmak gerektiği,bunun ise oldukça zor olduğu,şimdilik bu isteğin yerine getirilemeyeceği'' bildirilmiştir.

1974 ve 1975 yıllarında o dönemin Safraköy Belediye Başkanı olan Tayyip Şengül'ün girişimleriyle Sefaköy isminin verilmesi yönünde çalışmalarını sürdürmüş ve Ankara'dan gelen olumlu yanıtla bölgenin adı '' Sefaköy'' olarak değiştirilmiştir.

Birkaç medeniyetin izlerini üzerinde taşıyan bu bölge tarihi süreç içerisinde çok önemli eserlerinden birer ikişer mahrum bırakılarak, yerleşim alanı olarak değerlendirilmiştir. Bölgede yapılan kazılarda önemli ölçüde altın v.b değerli eserler bulunmuş ve bunlar yok edilmiştir.Şuan Hava Limanı olarak kullanılan bölgenin E-5 kısmında mermer sütunların altında bir küp altın bulunduğu, bugün hayatta bulunan kişilerce rivayet edilmektedir.

Günümüzde bu eserlerden sadece birkaç su sarnıcı kalmıştır ki,bunlar da gelişigüzel yapılaşmalar sonucu kaybolmaya yüz tutmuştur.

 

GÖLLER VE AKARSULAR DİYARI

KÜÇÜKÇEKMECE GÖLÜ

İstanbul 'un 15 km batısında yer alan ve 14 km' lik bir alan kaplayan Küçükçekmece Gölü;son jeolojik dönemdeki buzullaşmanın erimesiyle,denizlerin seviyelerinin yükselmeleri sonucu,Çanakkale Boğazı'nın yarılarak Marmara Çukurunun dolması,bu deniz istilasıyla eski vadi ağızlarının boğularak ''ria '' ların ortaya çıkması sonucu önce koy,zamanla da kıyı kordonuyla kaplanarak lagün haline gelmesiyle oluşmuştur.

Gölün ağız kesimi kıyı kordonu ile kapalı olmasına rağmen,gölün denizle ilişkisi 1.5 metre derinliği olan bir geçitle sağlanmaktadır.Bu nedenle,gölün suyu yarı tuzludur.Ancak,son zamanlarda yapılaşmanın artması,gölün besleyen akarsuların cılızlaşması nedenleriyle,bu geçit ender olarak bağlantı sağlayabilmektedir.

Çevresinde eosengre ve kalkerleri ile üst miyosen kum marn ve kalkerleri bulunan Küçükçekmece Gölü,doğusundan Nakkaş Deresi,batısından Eşkinoz Deresi ve bunlar arasındaki Sazlıdere'den beslenmektedir.

Küçükçekmece Gölü'nde, eskiden bol miktarda balık bulunurken, 1970'lerden sonra evsel ve sanayi atıklarla gölün kirlenmesi sonucu, balıkların yaşamı olumsuz yönde etkilenmiştir.

Bu kirlilik, göl suyunun Büyükçekmece Barajına aktarılarak kullanım projesini de engellemiş olup 1992'debitirilen isale hattı kullanılamamıştır,

Küçükçekmece Gölü'nün kirlenmesini engellemek amacıyla başlatılan kollektör çalışmaları ise yarım kaldığı için, sanayi atıkları büyük ölçüde azalmış olsa da, evsel atıklar hala göle akmaktadır. Bunun sonucu olarak Küçükçemece Gölü halen tamamen ötrofik (sucul ortamlar-"daki fosfatlı ve azotlu besinlerin aşırı çoğalması sonucu oksijenin azalması. su kalitesinin kötüleşmesi, yeşillenme) durumdadır.

4 Haziran 1999'da, Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu tarafından organize edilen ve Küçükçekmece Belediyesi'nin de destek verdiği, "Küçükçekmece Gölü'nde Çevre Sevgi Zinciri" etkinlik projesiyle, gölün kurtarılması için henüz geç kalınmadığı vurgulanmış, çözüm önerileri sunulmuştur.

 

SAZLIDERE

Yaklaşık 40 km. uzunluğunda olan Sazlıde.re, İstanbul'un Küçükçekmece Gölü'ne dökülen en önemli akarsuyudur. Dursun Köyü'nün güneyindeki' Küçük

su havzalarının sularını toplayarak, güneydoğu yönünde akar. Küçükçekmece Gölü'nün yakınlarında tabanını genişleterek göle dökülür. 84 km2 yağış alana sahip Sazlıdere'nin, Bosna istasyonu'ndaki ortalama debisi 0.928 m3/sn. olup, yıllık ortalama su hacmi 35 milyon m3 dolayındadır. Sazlıdere'nin eski Samlar Köyü'nü de içine alacak şekilde baraj haline getirilmesi ve su tutması için kapaklarının kapalı olması nedeniyle, Küçükçekmece Gölü, kendini besleyen bu önemli kaynaktan mahrum kalmıştır.

 

NAKKAŞ DERESİ

Küçükçekmece Gölü'ne dökülen ikinci önemli akarsuyudur Küçükçekmece Gölü'nün Kuzeyinde kalan küçük havzasının sularım toplayan Nakkaş Deresi, yaklaşık 43 km2 yağış- alanına sahiptir. Debisi ortalama 0.344 m3/sn, yıllık ortalama su hacmi 14 milyon m3'dür.

 
reklam
web_siteniz_yokmu